then you’ll learn to fly..
kroletarya:

gökyüzü bazen ciğerime doluyor.

kroletarya:

gökyüzü bazen ciğerime doluyor.

2gün sonraki halim olacak bu gidişle…

2gün sonraki halim olacak bu gidişle…

bozuk-plak:

The Third Man (1949)

bozuk-plak:

The Third Man (1949)

biratinyalnizligi:

talihsiz adamların da hikayeleri var. hiç kulak kesildiniz mi bilmiyorum. ben dinledim. insan kendi talihsizliğini düşününce, biraz utanıyor. kendine gocunuyor. bizimki de talihsizlik mi diyorsun kendine. kıyas etmek ne derece makul bilinmez ama asıl talihsiz adamların hikayeleri daha fazla, kemiğe yer eder. vücudunuza nüfus eder. kalkıp gidince, herhangi bir yolda karşılaştığınız bir hikayeye tanıklık etmeye benzemiyor. gidince o hikayeyi taşıyorsunuz omuzlarınızda. emanet belliyorsunuz kendinize ve ağırlığını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. nedir, talihsiz adamların hikayeleri biraz karışıktır. öyle bir çırpıda anlamak olanaksızdır. daha fazla kahraman, mekan ve bağımsız olay örgüsü mevcuttur. kafa karıştırır. ama büyüsü hiç dinmez. kederleri de hikayelerinin ağırlığı ölçüsündedir. biraz beni ilgilendiren kısım da burası sanırım. dinlerken kulaklarımı her zamankinden daha fazla açıyorum. kederle ilişiğimi bir daha seviyorum böyle anlarda. insanın kendi kederini içinde taşıması başka, başka kedere, içinde yer vermesi bambaşka. günün sonunda talihsiz adamın hikayesini omzuna yük ettiğinde kendine şunu söylüyorsun: böyle bir hikayeye sahip bir insan, gerçekten talihsiz mi?

sanırım burada da benim kendi pencerem vuku buluyor. hikaye sahibi olmak. onu taşımak ve en kıymetlisi onu aktarma hünerine sahip olabilmek ne oranda talihsizlik sayılabilir ki?

nevver:

Where’s your head at? Stefan Zsaitsits

kitapgibibiri:

“Bir dostum sevgilisine; ”Şişmanlıyorum! ” deyince demiş ki sevgilisi , Ne güzel ! Seveceğim alan artıyor. Dokunacağım yerler çoğalıyor!”
 Ece Temelkuran

!-- SCM Music Player script end -->